11.sınıf edebiyat kitabı cavapları

EDEBİYAT SAYFA 12 4. ETKİNLİK

Tanzimat fermanı 3 kasım 1839 da Gülhane parkında padişah,diğer devlet büyükleri,ulema,lonca ve esnaf temsilcileri ve halkın "Gülhane Hattı Humayunu" adıyla Mustafa reşit paşa tarafından okundu.Bu fermanla Osmanlı devletinde İslam hukuku ve geleneksel kurumların bıraktığı hızlı bir değişim süreci başladı


SAYFA 13

3.SORU:Yenileşme kavramı, var olanın çağın gereksinim ve özelliklerine göre yeniden düzenlenmesidir.
4.SORU:Burada yenilik kavr***** en uygun hareket konağı restore ettirip,ihtiyaca göre eklemeler yapmaktır.Çünkü konağı,yıkıp yerine yeni bir bina yapmak yenilik değil,köklü bir değişimdir.


SAYFA 15
1. METİN

1.On dokuzuncu asır şiirindeki 9,13,14,15,16,17,20,21 ve 22. beyitler ortaçağa özgü dünya görüşünü yansıtmaktadır.diğer beyitlerde ise şair,modern dünyada yaşananları dile getirmiştir.Modern dünyaya ait ifadelerin bulunması Sadullah Paşa'nın döneminin zihniyetinden etkilendiğini göstermektedir.Sadullah paşa ortaçağdan beri süregelen inanışları da bilmekle beraber modern dünyaya da kayıtsız kalmamıştır.
2.Şair,tercihini modern dünya görüşünden yana kullanmaktadır.çünkü modern dünya aklı ve deneyi baz alarak bilinmezlere veya yanlış bilinenlere ışık tutmuştur.
3.Verilen beyitler Sadullah paşanın "insan hakları", "eşitlik", ve "basın-yayın","bilimsellik" ile olan ilgisini göstermektedir.
4.Ziya paşanın yakınması Doğu medeniyetinin geri kalmışlığı ve cehaleti ile ilgilidir.Buna rağmen batı,sürekli gelişmiş ve bilimin öncülüğünde güçlü bir medeniyet kurmaya başlamıştır.Bu durumda hem aydınların hem de toplumun Batı'ya yönelmesine sebep olmuştur

2.METİN

1.Ziya paşa Osmanlı devletinin İstanbul’un fethiyle başlayan yükselme dönemi ile 19.yüzyıldaki çöküş dönemini karşılaştırmaktadır.bu karşılaştırma ihtişamlı bir devletin nasıl çöküşe gittiğini göstermektedir.
2.----

1.ETKİNLİK

****Osmanlı devletinde yönetim kurumlarıyla birlikte askeri kurumlarında gerilemesinin en büyük sebebi,bilim ve teknik alanda meydana gelen değişiklik ve gelişmeleri takip edemeyiştir.bu sebeple çağın gerisine düşmeye başlayan Osmanlı devletinde askeri başarısızlıklar görülmeye başlamıştır.Gerilemenin görüldüğü ilk alan olan askeri alan,yeniliklerin de başlangıç merkezi olmuştur.
3.Osmanlı devletindeki yenilikler öncelikle askeri alanda yapılmıştır.
4.Tanzimat fermanı 3 kasım 1839 da "Gülhane Parkı'nda" padişah,diğer devlet büyükleri,ulema,lonca ve esnaf temsilcileri ve Mustafa Reşit paşa tarafından ilan edilmiştir.
5.Tanzimat’ı ortaya çıkaran nedenleri iç ve dış faktörler olarak iki kısma ele alabiliriz.İç faktörler Tanzimat’ın bir sonuç olarak ortaya çıktığı Osmanlı batılaşma hareketlerini anlatırken genel olarak üzerinde durulan hususlardır. Dış faktörler ise cereyan eden hadiselerdir.Osmanlının sahip olduğu üstünlüğünü kaybedip devlet kurum ve kanunlarının asrın ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte olmaması ,devletin maddi ve manevi gücünü kaybetmiş olması bunun sonucunda her sahada yenilgiye uğraması yeniden ve geniş bir ıslahat hareketini zorunlu kılıyordu.



SAYFA 18
ANLAMA YORUMLAMA
1.On dokuzuncu Asır adlı manzuma kaside nazım şeklinin özellikleriyle yazılmış , doğu-batı teması üzerine kurulmuş,döneminin Osmanlı Türkçesi dil özelliklerini taşıyan bir eserdir.Osmanlı devletinin gerileme sebepleri adlı metin parçası ise düz yazı şekliyle kaleme alınmış doğu-batı teması üzerine kurulu bir makaledir.Bunlardan hareketle yenileşme döneminin bilim,teknik,gelişme gibi kavramlarının her iki metinde de ele alındığı görülmektedir.
2.Tablonun içi sırayla;Bilim,Hukuk,Teknik,Rönesans,Reform,Povitiz m
3.Osmanlı devletinde modernleşme hareketleri yapılan yenilikler göz önüne alınırsa yönetici sınıf tarafından gerçekleştirilmiştir.Çünkü devletin devamlılığının tehlikeye girdiğini,bu sebeple başta askeri alan olmak üzere birçok yenilik yapılması gerektiğini görenler devlet yöneticileri olmuştur.
4.Tanzimat fermanının ilan edilmesinde iç etkenlerin de rolü olmasına karşın dış etkenler çok daha baskındır.
5.Günümüzde sosyal,siyasi,kültürel alanda çağın gereklerine uygun yenilikler yapılmaktadır.

SAYFA 19
ÖlÇME DEĞERLENDİRME
1. D, D, Y

2.Abdülmecit= Tanzimat fermanı
ll.Mahmut=Yeniçeri ocağının kaldırılması
Baron De Tott= Hendesehane

3. cevap : E şıkkı


SAYFA 20
1.ÜNİTE ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1.cevap: E
2......sosyal,siyasi ve tarihi.......
3.burada soru hatalı çünkü edebi eser seçeneklerde verilenlerin tamamıyla ilişkili.
4.Temel sebep,bilim ve teknik sayesinde modernleşen batı ordularının osmanlı ordularından üstün hale gelmesidir.





sayfa 23

1.ETKİNLİK
***Askeri alanda Nizam-ı Cedid ordusu oluşturuldu. lll. Selim tahttan indirildi.Nizam-ı Cedid ordusu dağıtıldı ve yenilgiyi destekleyen devlet adamları ve kişiler cezalandırıldı.


2.ETKİNLİK
***Devlet yöneticileri tarafından istenmiştir.

3.ETKİNLİK
***İlk Türkçe gazete 1831'de çıkan Takvim-i Vekayi'dir.Tanzimat döneminde çıkan ilk gazete ise Ceride-i Havadistir. Ceride-i Havadis bir meslek gazetesi olan Vekayi-i Tıbbiye izledi.Yeni Türk nesrinin doğmasında en büyük rolü oynayan en önemli görevi yüklenen başlıca gazete ve dergiler:Takvim-i Vekayi(1831),Ceride-i Havadis(1840) gibi resmi gazetelerle Namık kemalin yayınladığı İbret (1871),Hadika(1872)Ali Suvai’nin yönettiği Muhbir(1866)Ahmet Mithat'ın çıkardığı Devir (1872)

4.ETKİNLİK
***Gazete ile birlikte makale fıkra gibi türlerle roman hikaye ve tiyatro gibi türlerde Tanzimat'la birlikte ortaya çıkmıştır.

5.ETKİNLİK
***Surlar içinde İstanbul,Osmanlı sosyal yaşamının geleneksel yapısını koruyan ve yaşatan kısacası Türk İstanbul'un canlı bir merkezidir.Beyoğlu ise eskiden beri gayrimüslimlerin zorunlu ikamet yeri olarak Batılı bir yaşamı sürdüren ,Batı'dan gelen yeniliklerin görüldüğü ilk yer olma özelliğine sahip bir yerdir.


soru 1:nizam-ı cedit ordusu kuruldu.
*giderlerini karşılamak için nizam-ı cedit hazinesi kuruldu.
*tersane ıslah edildi.
*avrupa'nın önemli merkezlerinde sürekli elçilikler açıldı.
*resmi devlet matbaası kuruldu.
*Frasnsızca devletin ilk resmi yabancı dili olarak kabul edildi.
*merkeze bağlı eyaleteler yeniden düzenlendi.

bu yenilikler askeri,mali,kültürel alanları kapsamaktadır
soru 2:can güvenliği,ırz,namus ve malın korunmasında yenilikler yapılmıştır.
askeri alandan askerlerle ilgili yenilikler yapılmıştır.

soru 3:evet kapsar.yapılan yenilikler birşekilde halkıda etkilemiştir.Fermanın içerdiği yenilikler halkın karşılaştığı sorunlara çözüm yolu getirir.

syf: 33-34

1. Yeni Kavramların Kaynağı: Avrupa Devletleri
Yeni Kavramlar: Batılılaşma, eşitlik, adalet, kanun, hürriyet.
2. Tanzimat Döneminden itibaren gazete çevresinde gelişen öğretici metin türler, "makale, fıkra, tenkit, roman, hikâye, tiyatro" dur. Günümüz gazetelerinde Tanzimat'ta işlenen türlerin hepsi görülmez. Günümüz gazetelerinde Tanzimat'ın birinci amacı olan halkı eğitme çabası pek görülmez. Günümüz*deki gazetelerde genellikle "makale ve fıkra" türleri görülür. Diğer türler artık gazetelerde pek fazla görülmemektedir.
3. a.
Divan Edebiyatı Öğretici Metinleri1. Münacat, methiye, dua gibi bölümlerden olu*şan klasik, bir yapı
2. Genellikle dinî, tasavvuf i, ahlaki, tarihî konular
3. Arapça ve Farsça tamlamalar, söz sanatları ve uzun, seçili cümlelerden oluşan süslü bir dil, an*latım
4. Düşünce ve duygularda bireysellikten uzak durulması
5. Siyer, tarih, menkıbe, siyasetname, seyahat*name gibi klasik türler etrafında gelişmesi
6. Devlet adamlarına ve ulema sınıfına hitap etmesi
Tanzimat Dönemi Öğretici Metinleri
1. Makale, tenkit gibi türler kullanılır.
2. Genellikle adalet, eşitlik, hak, hukuk gibi kav*ramlar etrafında eser verilir.
3.Dil, eski edebiyatın dili gibi ağır değil, halkın anlayabileceği oranda sade ve anlaşılırdır.
4. Düşünce ve duygularda toplumun yararı ön plandadır.
5. Gazete etrafında şekillen bir edebiyat anlayışı.
6. Halka hitap edilmesi.

b. Yazarlar eski nazım şekil ve biçimlerini kullanmaya devam etmiştir. Bunun yanı sıra yeni edebî türlerde de eserler verilmiştir. Yazarlar, eskinin pek çok özelliğini eserlerinde kullanmakla birlikte, eser*lerde işlenen konular ve kavramlar değişmiştir. Batılı türler bizim edebiyatımızda da görülmeye başla*mıştır. Batılı kavramların anlatılmasına yönelik yazarların eserler verdiğini söyleyebiliriz.

c. Tanzimat Dönemi Edebiyatını belirleyen en önemli özellik eski ile yeni arasındaki ikiliktir. Eski*nin bazı biçimleri, kavramları aynen varlığını sürdürürken, yeni kavram ve biçimlerin edebiyata girmesi, eski ve yeni arasında bir çatışmaya sebep olmuştur.
ç. Eski devirlerdeki Batı algısı ile günümüzdeki batı algısı arasında temelde büyük farklar yoktur. Batı hâlâ uygarlığın, ilerlemenin, özgürlüğün, refahın merkezi konumundadır. Bu konumlandırmada çok büyük farklar günümüzde de yoktur. Fakat, eskisi gibi ülkemizin ekonomik, sosyal, siyasal açılar*dan güçsüz olmadığını eklememiz gereklidir. Bunun yanında, yanlış batılılaşmanın etkileri günümüzde daha açık bir şekilde görülmektedir. Eskiden de yanlış Batılılaşma, kültüre! değerlerin yıpranması gibi olumsuzluklar günümüzde de görülmektedir. Her dönemin kendine has bir algısı ve anlayışı vardır. Bu algı devirden devire farklıklar gösterebilmektedir.

4, Atatürk'ün inkılâpçılık ilkesini göz önünde tuttuğumuzda, çağdaşlaşmanın değişen, gelişen, ha*reketli (dinamik) bir kavram olduğunu söyleyebiliriz. Çağdaşlaşma, sürekli yenilenmeyi gerektirir.
Beyin fırtınası yöntemini kullanarak "eşitlik" kavramının sizde çağrıştırdığı duygu, düşünce ve ha*yalleri dile getiriniz. Konuyla ilgili anahtar kelimeleri tahtaya yazınız. Söylenenlerden hareketle "eşitlik" kavramını konu alan kısa bir yazı ya da şiir kaleme alarak sınıfta okuyunuz.

81-95 arası

Hazırlık Çalışması 4
ı. “Sanatta ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz önemlidir.” sözüyle, sanat ese*rinde, sanatçının üslubunun önemi vurgulanınıştır. Bu, sanatçının hangi sanat dalında olursa olsun, sanatının estetik yönünün kuvvetli olması gerektiğini ifade etmektedir. 2. Cemil Meriç, “Dergiler, hür tefekkürün kalesidir.” sözleriyle dergilerin, sa*nat, edebiyat, düşünce konularının özgürce konuşulduğu, yayınlandığı birer yer olduğunu ifade etmektedir.

İnceleme
ı. ve 2. Metin

1.Etkinlik
ı. Grup: Servet-i Fünun, “fenlerin zenginlikleri” anl***** gelmektedir.
2. Grup: Servet-i Fünun, 1891 yılındaAhmet İhsan tarafından çıkarılmaya baş*lanmış, 1896 yılında da derginin başına Tevfik Fikret getirilmiştir.
ı. Servet-i Fünun dergisi, bu dergi etrafında toplanan edebiyatçıların, savun*dukları edebi görüşlerini açıklamada, savundukları görüşler doğrultusunda kale*me aldıkları eserlerini yayınlamada bir araç görevi yüklenmiş, hatta bu dönem edebiyatçılanna bir edebi topluluk olarak adını vermiştir.
2. Tanzimat Dönemi Edebiyatı bir yenilik getirdiği için “Edebiyat-ı Cedide” olarak adlandırılmış, daha sonra Servet-i Fünuncular için önceleri bir alayolarak kullanılmış daha sonra ise isim olarak yerleşmiştir. Yeniliğin üstüne yenilik yap*maya çalıştıkları için Servet-i Fünunculara da Edebiyat-ı Cedideciler denilmiştir.
3. Muallim Naci, Tanzimat sonrası Türk edebiyatında ılımlıların başında bulun*maktadır. Eskiyi savunanlarla ılımlılar geleneksel yaşama tarzını sürdürürken, ye*niyi savunanlar Batılı yaşama biçimin uymak istemişlerdir.

4. Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanmış, Fransızca başta olmak üzere ço*cukluk yıllarında Batı dillerini öğrenmiş, Batı edebiyatı zevkiyle yetişmiş, İstan*bul ‘da Batılı bir yaşama biçimi sürdürmeye çalışmış, edebiyatta zevki ve es tetiği ön planda tutmuş, toplumsal sorunlardan uzak durmuş, bireysel konulara yönel*miş sanatçılardır.
5. a Tanzimat Dönemi metinlerinde “hürriyet, adelet, eşitlik, görücü usulü*nün yanlışlığı, gazetenin gerekliliği” gibi toplumsal konular işlenmişken, Servet-i Fünun ve Kırk yıl adlı metinlerde bireysellik ön plandadır.
b. Servet-i Fünun döneminde “Sanat, sanat içindir.” ilkesi benimsenmiş, toplumsal konulardan ve sorunlardan uzak durulmuştur.
6. Servet-i Fünun Döneminde estetik zevkin ön planda olması, dönem sa*natçılarını sadece sanatla uğraşmaya sevk etmiş, siyasi ve sosyal problemlerden uzak durmalarma sebep olmuştur.
Anlama ve Yorumlama
ı. Tanzimat Dönemi Edebiyatını hazırlayan sebepler ile Servet-i Fünun Edebi*yatını hazırlayan sebepler arasındaki en önemli farklılık, Servet-i Fünuncuların aradan geçen zaman içinde bazı yeniliklerin oturmasından, fikri ve edebi alan ile toplum tarafından benimsenmiş olmasından sonra ortaya çıkmış olmalarıdır.
2. Servet-i Fünun ile Kırk yıl adlı metinler tema bakımından toplumdan uzak, bireysel bir konuyu işlemişlerdir. Buradaki bireysellik, şahsi değil, topluluk adına bir bireyselliktir.
Her iki metin de anı türünün yapı özelliklerini yansıtmaktadır. Anlatırnda ise çeşitli betimlerne ve benzetmeleri yapılmış, Tanzimat Dönemine göre daha edebi ve süslü bir dil kullanılmıştır.
3. Bir edebiyat dergisi editörü olarak, derginin sanat anlayışını açıklayan bir yazı yazınız.
Ölçme ve Değerlendirme
ı. (D) (D) (Y)
2 …. Servet-i Fünun dergisin … … Edebiyat-ı Cedide …
Doğru cevap D seçeneğidir. Recaizade Mahmut Ekrem’in teşvikleriyle eser*lerini yazmışlardır.
4. Dergi, Servet-i Fünuncuların edebi görüş ve çalışmalarını sürdürdüğü bir merkez olmuştur.

Öğretici Metinler
Hazırlık Çalışması
1. Öğretici metinlerde dilin, sanatsal bir biçimde kullanılması, anlatılmak iste*nenin karmaşık bir hal alıp anlaşılmamasına sebep olabilir.
Belirli bir düzeyde sanatlı anlatım ise öğretici metinleri, anlatım bakımından daha estetik kılabilir.
2. a. Günlük yaşantınızda eleştiri yapıp yapmadığınızı ve neyi, niçin eleştir*diğinizi belirtiniz.
b. Eleştirinin amacı, olumlu ve olumsuz yönlerin ortaya konarak, daha “iyi”nin ortaya çıkmasını sağlamaktır.
3. Hatıra ve gezi yazıları, kendilerinden sonraki dönemler için birer tarihi bel*ge niteliği taşırlar.
4. Servet-i Fünun Döneminde, II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi altında bulu*nan aydınların birçoğu Avrupa’ya özellikle de Paris’e kaçmışlardır. Ülkedeki bu baskıcı yönetim zamanında herhangi bir savaş olmamasına rağmen Batı karşısındaki gerileme devam etmiştir. Sosyal yaşamda, özellikle Tanzimat’ın ilanından sonra meydana gelen değişiklikler yavaş yavaş toplum tarafından kabul*lenilmiş ve devletle birlikte halk da yüzünü Batı’ya dönmeye başlamıştır.

1.Etkinlik
ı. Grup: Biraz Daha Hakikat adlı metnin yazIlış amacı, bilgi vermektir.
Grup: Biraz Daha Hakikat adlı metin iletisi, Servet-i Fünun ve yeniliktir.
Grup: Biraz Daha Hakikat adlı metindeki kelime grupları, cümleler, parag*raf1ar metinde anlam birliğine sahip kümelerdir.
Metindeki bu anlam birliğine sahip kümeler, metin iletisini ifade etmek, onu açıklamak, hakkında bilgi vermek amacıyla bir araya getirilmişlerdir.

ı. Biraz Daha Hakikat adlı metnin ana fikri, “Servet-i Fünun ve yenilik”tir. Bu . ana fikir, metnin ait olduğu sosyal ve siyasi şartlarla, Servet-i Fünun’u oluşturan şartlar dolayısıyla ilişkilidir.
Metin eleştiri (tenkit) düşüncesiyle kaleme alınmıştır.
Metindeki ifadeler, bilgi vermek, açıklama yapmak amaçlandığı için açıktır. Metindeki “gazete, makale, Dekadan, edebiyat okulu, edebi hareket, sanat, sa-
natkar, taklit, estetik, roman, ilerleme” gibi terim ve kavramlar kullanılmıştır.
Metinde günlük hayatla ilgili olarak, her alandaki işbirliğinin bugün için zorun*luluğundan bahsedilmiştir.
4. Metinde anlam tutarsızlığı veya birbiriyle çelişen düşünceler mevcut değildir.
a. Metinde somut ifadeler daha çok kullanılmıştır.
b. Bu durum öğretici metinlerin, bilgi vermek, açıklama yapmak, yönlen*dirmek, haberdar etmek gibi amaçlarının olmasından kaynaklanmaktadır.
Metin, öğretici metin geleneği içerisinde edebi tenkit alanında yazılmıştır.
Biraz Daha Hakikat adlı metni hangi yayın organında yayınlayacağınızı 00*lirtiniz.
8. Hüseyin Cahit Yalçın
Hüseyin Cahit Yalçın (d. 1875 – ö. 1957) yazı hayatına Servet-i Fünun döne*minde edebiyatçı olarak başlamış, II. Meşrutiyet, Atatürk, İsmet İnönü ve DP dö*nemlerinde her daim sert kalemiyle yazdığı polemik ve eleştirilerle ve aynı za*manda da kültürün yaygınlaşmasına destekleriyle akıllarda kalmış, gazeteci, ya*zar, siyaset adamıdır.
1908'de II. Meşrutiyet’in ilanı ile edebiyatı bırakmış ve politikaya ginniştir.
Ağustos 1908'de Tevfik Fikret ve Hüseyin Kazım ile birlikte Tanin Gazetesi ‘ni kurdu, İttihat ve Terakki’nin siyasi alanda bir nevi kalemşöru oldu. Aynı yıl, 1908*1912 Osmanlı Meclisi Mebusanı’an İstanbul milletvekili seçildi. 1911'de Düyunu Umumiye Dayinler vekili oldu. 1913 ‘ten sonra tek parti hiiline gelen İttihat ve Te*rakki’yi eleştinneye başladı. Haziran 1919'da Malta’ya sürüldü. 1922'de Tanin’i yeniden çıkannaya başladı. Hükümete yönelttiği ağır eleştiriler ve eski İttihatçıla*rı savunması dolayısıyla 1923'te İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. 1925'te mü*ebbet sürgün cezası ile çorum’a gönderildi. Bu tarihten sonra, Atatürk’ün ölümü*ne kadar politikanın dışında kaldı.
1933'te Akşam gazetesinde yazılar yazmaya ve Türk kültür hayatının önemli yayın organlarından biri olan Fikir Hareketleri dergisini yayımlamaya başladı. Atatürk’ün ölümünden sonra, İsmet İnönü’nün teklifiyle tekrar politikaya döndü. 1939-1954 yılları arasında Çankırı, İstanbul ve Kars milletvekilliği yaptı. 1954'de 79 yaşında tutuklanarak hapse girdi çıktı.
1957 yılında ölmüştür.

Biraz Daha Hakikat adlı metin yazarın sert kişiliğini, eleştirici yönünü ortaya koyması bakımından, kitabın adının “Kavgalarım” olduğu da düşünülürse ilişkilişdir.
2.Metin
Gezi Yazısı
ı. On Birinci Mektup adlı metnin yazılış amacı, gezilen yerler hakkında bilgi vermektir. Metnin ana fikri, Mısır ve piramitlerdir. Türü ise, gezi yazısıdır.
2. Metindeki “iki şerit gibi ekilmiş araziler”, “deve kervanı “, “bedeviler”, “merkepçiler, deveciler, fotoğrafçılar”, “müzik ve dilenci grubu” ifadeleri döne*minin sosyal gerçekliğini yansıtan ifadelerdir.
2.ETKINLIK (
ı. Grup: Biraz Daha Hakikat ve On Birinci Mektup adlı metinler, okuyucuya bilgi vermek amacıyla yazılmışlardır.
Bu durum öğretici metinlerin yazılış amacıyla parelellik gösterir.
2. Grup: Biraz Daha Hakikat adlı metinde “Servet-i Fiinun ve yenilik”, On Bi*rinci Mektup adlı metinde ise “Mısır ve piramitler” teması işlenmiştir. Temaların birbirinden farklı olması hem metinlerin türü hem de anlatılanların birbirinden farklı olmasından kaynaklanmaktadır.
3. On Birinci Mektup adlı metindeki ifadeler, bilgi vermek amaçlandığı için açık ve kesindir.
3.ETKINLIK (
ı. Grup: Bkz. 2. soru
2. Grup: Metindeki “delta, üçgen, piramit, mumya, ebu’l-hevl” ifadeleri terim ve kavramlardır.
Bu bakımdan On Birinci Mektup adlı metin, öğretici metin olması dolayısıyla yoğundur.
4. Metinde somut ifadeler daha baskındır. Fakat yazarın edebi üslubundan kay*naklanan birtakım benzetmeler ve sanatlı söyleyişlerde soyut ifadelere de yer ve*rilmiştir.
On Birinci Mektup aldı metin “gezi yazısı”dır.
Cenap Şahabettin
l870'te Manastır’da doğdu. Babasının Plevne’de şehit düşmesinden sonra aile*siyle İstanbul’a geldi. İlköğrenimini Tophane’deki Fevziye Mektebi’nde yaptı.

Gülhane Askeri Rüşdiyesi ‘ni bitirdi. Tıbbiye İdadisi ‘nden sonra Askeri Tıbbiye ‘den mezun oldu. Hekim yüzbaşı oldu.
Paris’te 4 yıl ciJt hastalıkları ihtisası yaptı. Yurda döndükten sonra Mersin, Ro*dos, Cidde’de karantina hekimliği, sıhhiye müfettişliği yaptı. 1914'te emekliye ayrıldı.
Darülfünun ‘da Türk Edebiyatı Tarihi dersleri okuttu. Kurtuluş Savaşı sırasın*da Kuva-yı Milliye ‘ye karşı olumsuz tutumu nedeniyle öğrencileri tarafından isti*faya zorlandı. Daha sonra cumhuriyeti destekledi ama yalnızlıktan kurtulamadı.
İlk şiiri 1885'te daha öğrencilik yıllarında Saadet gazetesinde yayımlandı. Ön*celeri Muallim Naci ‘nin etkisiyle divan türü şiirle uğraştı. Daha sonra Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan ‘dan etkilenerek Batı tarzı şiire yönel*di. Servet-i Fünun dergisinde şiirleri yayımlandı. Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil ‘le birlikte Servet-i Fünun edebiyatının üç önemli isminden biri oldu. Gelenekçi şairlerin en çok saldırdığı yenilikçi şairdi. Diğer Servet-i Fünuncuların tersine bireysel şiiri tercih etti. Edebiyat-ı Cedide ‘nin en aşırı örneklerini verdi. Şi*ire “nesirmusikisi” dedi. Şiirlerinde kullandığı “Saat-i semenfam “, “çeng-i müzeh*hep”, “nay-i zümürrüt” gibi deyimler, imgeler döneminin sanat dünyasında önem*li tartışmalar yarattı. Heceleri müzik düzeyinde uyumlu kullanmayı savundu. Bu tarzda yazdığı en iyi iki örnek: “Yakazat-ı Leyliye” ve “Elhan-ı Şita” şiirleridir. 12 Şubat 1934'te İstanbul’da beyin kanamasından yaşamını yitirmiştir. Kabri Bakır*köy’dedir.
Eserleri:
Şiir: Tamat (1887)
Seçme Şiirleri (1934, ölümünden sonra) Bütün Şiirleri (1984, ölümünden sonra) Tiyatro:
Körebe (1917) Düzyazı:
Hac Yolunda (1909) Evrak-ı Eyyam (1915) Afak-ı Irak (1917)
A vrupa Mektupları (1919)
Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri (1918) Vilyam Şekispiyer(1932)
On Birinci Mektup adlı metindeki birtakım sanatlı söyleyişler ile anlatılanların kurgulandığı üslup Cenap Şehabettin’in edebi kişiliğiyle örtüşmektedir.

4. ETKINLIK
ı. Grup: Ahmet Hikmet’i Nasıl Tanıdım? adlı metin bilgilendirmek, haber ver*mek amacıyla yazılmıştır.
Grup: Metnin ana fikri “Ahmet Hikmet”tir.
Grup: Metin hatıra (anı) düşüncesiyle yazılmıştır.
ı. Verilen metinlerde dikkati çeken yön daha önce de belirtildiği üzere toplum*dan, sosyal sorunlardan uzak ve bireyseldir. Bu durum, Servet-i Fünun Dönemi öğretici metinlerinin bireysellik etrafında şekillendiğini göstermektedir.
2. Metinde döneminin siyasi gerçekliğini yansıtan ifadeler “Türkçülük” fIkridir. Sosyal gerçeklik olarak ise, sanatçıların ev toplantıları gösterilebilir.
3. Anlatım bozukluğu olan cümleler şunlardır:
Bu sebeple o zamana kadar tanımadığımız, görmediğimiz birçok adamlara rastgeliyor ve birçok kişilerle temas ediyorduk. “(çoğul eklerinİn yanlış kul*lanımı)
“Uzanan ellerimiz birbiriyle kucaklaştı.”Dai Dai Hua Jiao” bu sayfa eş zamanlı olarak seo yarışması için hazırlanmıştır anlamsız kelımelerı mazur görünüz.”(Kelimenin yanlış anlamda kullanılması.)
“Başka herhangiyazarlar arasında ihtimal kırgınlığa varabilecek … ” (Gereksiz sözcük kullanılması)
“Fransızcada birçok Latin( ce) kelimeleri var, İngilizcede de birçok Fransız(ca) kelimeleri olduğu gibi … ”
(Ek eksikliği ve çoğul ekinin yanlış kullanımı)
Metin günümüz için Servet-i Fünun Dönemine ışık tutan bir öneme ve değe*re sahiptir.
5. Verilen cümlelere göre dergiler, döneminin, sanat ve edebiyat hayatına yön veren, sanatın fikri ve edebi yönünün yer aldığı birer merkez konumundadır.
6. Mehmet Rauf (d: 12 Ağustos 1875 – ö: 23 Aralık 1931)
İstanbul’da doğmuş ve küçük yaşta edebiyat ile ilgilenmeye başlamıştır. Bah*riye Okulu/na gitmiş İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Yakından takip ettiği Ha*lit Ziya’nın eserlerine ve realizm akımına ilgi duymuştur. Fransız yazar Paul Bo*urget’yi okurmuş ve ondan etkilemiştir .. 1896 yılından itibaren Servet-i Fünun’da yazmaya başladı.
Romanlannda genelde İstanbul ve çevresinde yaşayan seçkin ailelerin arasın*da geçen aşk ilişkilerini konu almıştır. Zaman zaman şiirler de yazmıştır.

Eserleri Romanlan:
Eylül
Ferda-yı Garam Karanfil ve Yasemin Genç Kız Kalbi Böğürtlen
Son Yıldız
Halas
Ceriha
Kan Damlası Hikaye:
İhtizar
Son Emel Aşk Kadını
Eski Aşk Geceleri İlk Temas
İlk Zevk
Oyun:
Pençe
Memur şiirler:
Siyah İnciler
Anlama ve Yorumlama
ı. Servet-i Fünun Döneminde edebiyat ve sanat tartışmalan “sanatın sanat için mi, toplum için mi?” yapıldığı eksenindedir.
2. Tanzimat Döneminde Batı’dan gelen fikirlerin ve edebi unsurların yayın kaynağı, halkı bilgilendirip eğitmeyi amaçlayan aydınlar için herkese hitap eden gazetedir.
Servet-i Fünun Döneminde ise, herkese değil de sadece belirli aydın zümreye hitap eden dergi, gazetenin yerini almıştır. Bunun temelinde ise “estetik kaygı” vardır.
5.ETKINLIK
1. Gnıp: Servet-i Fünun Dönemi öğretici metinleri eleştiri, gezi yazısı ve hatıra olarak kaleme alınmış ve bireysel temalar işlenmiştir.

Tanzimat Döneminde ise, makale ve fıkra gibi türler yapıyı belirlemiş ve top*lumsal sorunlar ele alınmıştır.
2. Grup: Servet-i Fünun Dönemi öğretici metinlerinde edebi bakımdan daha oturmuş bir dil ve üslup kullanılmış, dil ağırlaşmıştır.
Tanzimat Döneminde ise eskiye oranla daha sade bir dil kullanılmış ve edebi süs ve sananan kaçınıımıştır.
6.etkinlik
Edebi tenkid, Gezi yazısı ve Hatıra türlerinden Biriyle bir yazı kaleme alınız.
**çme ve Değerlendirme
ı. (D), (D), (Y)
2. o” tenkit, gezi yazısı ve hatıra …

4. Doğru cevap A seçeneğidir. Tevfik Fikret’in Rübab-ı Şikeste adlı eseri şiir kitabıdır.
5. Servet-i Fünun Döneminde bireysel konulann işlenmiş olması, sanatta “es*tetik kaygı” ve “zevk” anlayışının benimsenmesi dolayısıyladır.

96-105 syf lar arası

3, COŞKU VE HEYECANı DILE GETIREN METINLER (ŞiiR) VE MENSUR ŞiiR
Hazırlık
ı. Verilen dörtlük bir resimle ifade edilebilir. Verilen dörtlükte yapılan betim*lemeler, okuyucunun zihninde canlanan bir görüntüye sahiptir. Bu nedenle Servet*i Fünün Döneminde "resim gibi şiir yazma" anlayışı oldukça hakimdir.
2. Bir dönemde yazılan şiirlerin kendilerinden önceki dönemlere ait şiir şekille*rinden farklı olması, birtakım yeni. edebi türlerin şiire girdiğinin bir göstergesidir .


İnceleme
1.Şiirin ritmi aruz ölçüsüyle sağlanmıştır. Ayrıca şiirdeki ses benzerlikleriyle de ahenge yardımcı bir söyleyiş oluşturulmuştur.
2. Verilen bendin söyleyişine dikkat edilirse, şiirin başlığında olduğu gibi yağ*murun yağış sesi ve ritmi verilmeye çalışılmıştır.
3. Şiir başta ve sonda birer bent ve arada beyitlerin yer aldığı bir yapıya sahip*tir. Tevfik Fikret bu şiirinde klasik divan şiiri kalıplarını kırmış, söyleyiş ile tema arasında bir yapı meydana getirmiştir.

4. a Şiirdeki bentler ve beyitler şiirin birimleridir. Birimlerde günümüz Türkçesiyle kısmında da verildiği gibi yağmurun yağışı ve yağmur yaşarken şai*rin izlenimleri dile getirilmiştir .
. b. Birimlerde anlatılanlar şiirin temasını farklı yönlerden işleyerek bir bü*tün oluşturmaktadır.
5. a Şiirin başında ve sonunda bent,Lida Dai Dai Hua Jiao Nang bentler arasında ise beyitlerin kullanıl*ması, yağmurun yağışı da düşünülürse, önce hafiften başlayan (ı.bent), daha son*ra hızlanan (beyitler) ve yine bitmeden önce yavaşlayan (sonuncu bent) yağmur sahnesi canlandınlmaya çalışılmıştır.
b. Şiirin yapısıyla temasıarasındaki ilişkiyi resmediniz.
1.ETKiNLIK
ı. Grup: Ahmet Muhip Dıranas'ın Yağmur adlı şiirinin teması, Fikret'in şiirin*de olduğu gibi "yağmur"dur. Tema şairin duyuşuna göre anlatılmıştır.
2. Grup: Hay-Kay, Japon şiirine ait özel bir nazım şeklidir. İşlenen tema ise yi*ne yağmurdur.
Bu durum temanın evrensel bir özellik taşıdığını gösterir.
6. Şiirin temasıyla devrin siyasi ve sosyal gerçekliğiyle bir ili~kisi yoktur. Çün*kü Servet-i Fünun sanatçıları toplumsal konu ve sorunlardan uzak durmuş, birey*sel kanunlara yönelmişlerdir.
7. Tanzimat Dönemi sanatçılarında görülen toplumsal sorumluluk duygusu, Servet-i Fünun sanatçılarında yoktur. Bu nedenle işlenen temalar Tanzimat Döne*minde toplumsal, Servet-i Fünun Dönemlerinde bireyseldir.
2.ETKINLIK
Teması yağmur olan bir yazı yazınız.
8. Verilen beyitlerde doğal dil, şiİr dilinin birtakım benzetme, mecaz ve sanatla*rıyla kullanılmıştır. Bu durum beyitlerde şiir dilinin ağır bastığını göstermektedir. 9. Şiirdeki bentler ile iki, dört, altı, yedi ve sekizinci beyitlerde anjambman var*dır. Bu durum şiir dilinin nesir (düz yazı) diline yaklaştığını gösterir.
10. Yağmur şiirinde anlatılanlar, Servet-i Fünun sanatçılarının resim gibi şiir yazma anlayışlarına uygun olduğu için resimle ifade edilebilir. Şiir bu yönüyle parnasizm akımına uymaktadır. Şiirin her birimi birer sahne niteliği taşıdığı için şiirin tamamı parnasizm akımına örnektir.

PARNASİZM
Fransa'da şiir türünde ortaya çıkmış bir akımdır. Şiirdeki gerçekçilik diyebile*ceğimiz pamasizm, bir anlamda realizmle natüralizmin şiirdeki sentezinden oluş*muştur. 1886'da "Pamas" adlı derginin yayınlanmasıyla ortaya çıkmıştır (Pamas:
Mitolojide ilham perilerinin yaşadığına inanılan efsanevi dağın adı).
Pamasyenler şiiri salt biçim olarak görürler. Bu nedenle biçim güzelliğini her şeyin üstünde tutarlar. Yine aynı nedenlerle ölçü ve uyağa çok önem vermişler, ritmi ön plana çıkarmışlardır. Sözcüklerin birarada kullanılmasından doğacak mü*ziği de şiir için gerekli görmüşlerdir. Pamasizm, rom an tizm e tepki olarak doğdu*ğu için bu akımda duygunun yerini düşünceler almış, pamasyenler şiirde ayrıntılı ve nesnel betimlemelere yer vermişler, duygusallığı reddetmişlerdir.
Şiiri, ışık, gölge, renk ve çizgilerle sağlamayı düşünürler.
"Sanat, sanat içindir" görüşünde olan pamasyenler şiirde yarar değil, güzellik ararlar.
Tarihteki mutIu dönemlere duyulan özlem, yabancı ülkelerin manzara ve gele*nekleri işlenen konulardır.
Pamasyenler Eski Yunan ve Altın mitolojisine büyük hayranlık duyarlar. Do*layısıyla ele alınan bazı konular klasisizmle benzerlikler taşır.
Başhca temsilcileri:
Th. Gautier


T.D. Banville François Coppee J.Maria de Heredia
SEMBOLİZM (SiMGECİLİK)
19.yüzyılın ikinci yarısında pamasizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır.
Pamasyenler insan duygularına, izlenimlere önem vermiyorlardı. Onlar için önemli olan gerçekti, düşüncelerdi.Sembolistler bu anlayışa karşı çıkmış, duygu*sallığa, insanın iç dünyasına yönelmişlerdir. Onlara göre somut varlıklar, dış dün*ya ile insanın duyuları arasında köprü kurmaya yarayan birer simgedir. Çünkü dış gerçek ancak insanın algılayış biçimiyle var olur. Yani insan onu nasıl algılıyorsa öyle değerlendirilir. Sembolistier, semboller aracılığıyla dış çevrenin insan üze*rindeki etkilerini ve izlenimlerini anlatmışlardır.
Şiiri sessiz bir şarkı olarak tanımlamışlar ve müziği şiirin amacı durumuna ge*tirmişlerdir. Onlara göre şiir düşüncelere değil duygulara seslenmelidir; çünkü şi*ir bir şeyanlatmak için yazılmaz.
Şiirde anlam kapalı olmalıdır ve herkes kendince yorum getirebilmelidir. Söz-

cüğün anlam değerinden çok müzikal değeri önemlidir. Anlam kapanıklığı ve farklı çağrışımlar yaratabilme amacı, bol bol mecaz ve istiarelerin kullanılmasına yol açmış, dolayısıyla dil de ağırlaşmıştır.
Gerçeklerden kaçma, hayale sığınma, çirkinlikleri hayal yardımıyla güzelleş*tirme, bunlara bağlı olarak ortaya çıkan karamsarlık, sembolizmin en belirgin özelliklerindendir.
Durgun sular, ay ışığı, alacakaranlık, tan ağartısı, perdede gezinen gölgeler ve ölüm başlıca temalarıdır. Lirizm, bu anlayışın en önemli ögesi durumundadır.
Pamasyenlerin genellikle "sone" nazım biçimini kullanmalarına karşın, sem*bolist1er daha çok serbest nazım biçimlerine yönelmişlerdir.
Başhes temsilcileri.:
Baudelaire Rimbaud
Mallarme Verlaine Puşkin
1 ı. Yağmur şiirinde tabiat, yağmurun yağmaya başlaması, sokakların durumu, gökyüzününaldığı haJ ile hayvanların hali göz önüne serilerek anlatılmıştır.
12. Verilen mısradaki "yaslı şarkılar" (nevha-ger mağme-söz) ifadesi gerçek anlamı dışında kullanılmıştır. Çünkü "yaslı" sözcüğü insan için kullanılırken bu dizede şarkı için kullanılmıştır.
Şiirde ayrıca "çekingen darbeler, ağlaşan seller, can çekişen dalgalanmalar, so*ğuk gölge, sönen heyula, hayalet, solgun, tükenmiş kadın, hazin kuşlar, ruhumun kulağı, soğuk bir sessizlik, heves dolu damlalar" gibi birçok ifade gerçek anlamı dışında kullanılmıştır.
13. Verilen imgeler Tanzimat Döneminden farklı olarak Servet-i Fünun şairle*rinin yeni ve eski kalıplarından çok farklı imge ve tamlama bulma arzularının yan*sımasıdır.
14. a.
"muhteriz darbeler" ~ teşhis (kişiselleştirme)
"Sokaklarda seyl-abeler ağlaşır" ~ teşhis (kişiselleştirme)
"gfiş-ı ruhum" ~ teşhis
"sükun u tanin" ~ tezat
b. Söz sanatları Yağmur şiirinin ahengini ve söyleyişini yansıtmakta birer araç olarak kullanılmıştır.

15. Yağmur şiirindeki beyitler ile bentler divan şiiri ve Tanzimat şiiri gelene*ğiyle ilişkilidir. Şiirde hem eski hem de yeni unsurlar bir arada kullanılmıştır. Şi*irdeki tema, şairin duyuş ve gözlemlerini yansıtacak şekilde işlenmiştir.
16. Yağmur şiiri bireysel duyguların dile getirildiği bir şiir olması dolayısıyla döneminin sosyal şartlarından uzak bir şiirdir. Kültürel anlamda ise ancak Servet*i Fünunun şiir anlayışıyla ilişkilendirilebilir.
17. Yağmur şiirinde anlatılanların herkeste aynı duygu ve ruh halini yansıtma*nı beklenemez. Şiirde anlatılanlar Fikret'in ruh halini yansıtmaktadır. Bu durum, edebi eserlerin çok anlamlılığıyla ilgilidir.
18. Yağmur şiirindeki, yağmura atfedilen ifadeler ve yağmurun şairin zihninde yarattıkları hayal unsurları, "yağmur"un kendisi ise bir gerçeklik unsuru olarak yorumlanabilir.
19. Şiirde anlatılan olaylar, yaşananlar, şairin yani anlatıcının gözlem, duygu ve ruh halini yanısıttığı için ona özeldir. Bu da olaylar ile anlatıcı arasında sıkı bir ili*şiki olduğunun göstergesidir.
3.ETKINLIK
Şiirin günümüz Türkçesi bölümünde verilen hali bir düz yazı metni gibi düşü*nülürse, şiirdeki anlamın değil, ahengin, duygu halinin ve şiirin okuyucu üzerin*deki etkisinin kaybolduğu görülmektedir.
20. Tevfik Fikret
(24 Aralık 1867, İstanbul - 19 Ağustos 1915), 1888'de Galatasaray Lisesi'ni bi*tirdi ve yine Galatasaray Lisesi'nde öğretmenlik yapmıştır. Devlet dairelerinde memuriyet, okullarda öğretmenlik yaptı. Okul yıllarında başladığı şiirle ilgilen*meyi sürdürdü.
Servet-i Fünun dergisinin çevresinde şekillenen topluluğa katıldı. İlk kitabı Ru*bab-ı Şikeste (Kırık Saz) 1900'de yayımlandı. Tevfik Fikret'in Türk şiirinin Batılı bir kimlik kazanmasında rolü büyüktür. Fikret Abdülhak Hamit'in ve Galatasaray Sultanisi'nden hocası olan Recaizade Mahmut Ekrem'in tesiriyle Batılı anlayışta*ki şiire yönelmiştir. Fikret'in Servet-i Fünun anlayışına bağlı şiirlerinde işlediği konular özellikle aşk, tabiat ve günlük yaşamda karşılaşılan bazı küçük sorunlar*dır. Fikret, Servet-i Fünun topluluğunun dağılmasından sonra yazdığı şiirlerde toplumsal konulara yönelir.Bu şiirlerinin ana teması "hürriyet" ve "medeniyet"tir. İlk şiirlerinde sanat için sanat düşüncesinde olan şair, daha sonraki şiirlerinde top*lumcu bir anlayışa yönelir. Toplumu sıkan hürriyetsizliğe karşı yazdığı "Sis" şii*ri, büyük yankı uyandırır. Fikret,sanatının bu ikinci döneminde insanları birbirine

düşürdükleri için bütün dinlere düşmandır. Tarihe ve kutsal değerlere de karşıdır. Fikret şiirlerinde çoğu zaman aruz ölçüsünü kullanmıştır. Şiirde beyit bütünlüğü*nü kırmış,anlamın bir beyitte tamamlanması geleneğini ortadan kaldırmıştır.Naz*mı nesreeşiiri düz yazıya)yaklaştırmıştır. Fransız şiirinden alınan soneyi şiirlerin*de kullanmış, divan şiirinin müstezat nazım şeklini tanınmaz hale getirerek "ser*best müstezat"biçimini geliştirmiştir. Fikret, pamasizm akımından etkilenmiştir ve pamasyenlere bağlıdır.Fikret'in "manzum hikaye" türünde şiirleri vardır;Balık*çılar,Nesrin,Ramazan Sadakası,Hasta Çocuk"gibi. Fikret çocuklar için yazdığı şi*irleri hece ölçüsünü kullanarak yazmıştır ve bu şiirlerini "Şermin "adlı bir kitapta toplamıştır.Şiir1erini "Rübab-ı Şikeste" ve "Haluk'un Defteri" adlı kitaplarda top*lamıştır.
Tahsin Nahit
Tahsin Nahit (d. 1887, İstanbul - ö. 12 Mayıs 1919, İstanbul), Galatasaray Spor Kulübü'nün 9 numaralı kurucu üyesidir. Hukuk eğitimi almıştır, şair ve oyun ya*zarıdır. Fecr-i Ati akımının bir üyesidir.
Eserleri Oyun:
Hicranlar (1908)
Jön Türk (1909) Kösem Sultan (1912) Fİrar (1911)
Şiir:
Ruh-ı Bfkayd (1911)
Şiirdeki karamsar ruh halinin Tevfik Fikret'i yansıttığı rahatlıkla söylenebilir.
Bunun yanında Servet-i Foouncuların genel özelliği olan tablo gibi şiir yazma an*layışıyla, parnasizm aklIDlDlD özellikleri şair ile eseri arasındaki bağlantılardır.

zrmbilisim katkıları ile 2009 seo yarışmasına katılan herkese başarılar.
2.METIN
5.ETKINLIK
... uçuş> . -uş: tam kafiye
.... kuş
... kar > -ar: tam kafiye
... arar
... şeydası ~ -sı: redif

Şiirin ritmi, aruz ölçüsüyle sağlanmıştır. Ayrıca şiirdeki her türlü ses benzerli*ği şiirin ahengini sağlayan unsurlardandır.
2. Grup: Elhan-ı Şita adlı şiir üç bent, iki dörtlük ve altı beyitten oluşan hem divan hem de Batı şiiri ile halk şiiri etkilerini taşıyan bir yapıya sahiptir.
ı. Verilen bentte kar yağışının ritmi sağlanmaya çalışılmıştır. Karın yağış ritmi tüm şiirde verilmiş, tıpkı Yağmur şiirinde olduğu gibi, resim gibi şiir yazma anla*yışına uyulmuştur.
2. Elhan-ı Şita şiirinin birimleri üç bent, iki dörtlük ve altı beyitten ibarettir. Bu birimler şiirin teması olan "kar"etrafında bir araya gelerek şiiri oluşturmuşlardır. 6.ETKINLIK'
ı. Grup: Behçet Necatigil'in Kar Kar adlı şiirinde kar ve kar- kinayeli kullanıl*mıştır. Şair, şiirde bu iki sözcüğü tüm şiir boyunca gelişen bir tema içinde işlemiş*tir.
2. Grup: Herman Hesse'nin şiirinde kış teması işlenmiş ve bu tema şiirde sü*rekli gelişen, üstünde bir şeyler söylenen bir şekilde verilmiştir.
Farklı dönemlere ve ülkelere ait şiirlerde de aynı temanın işlenmesi, temanın evrensel bir nitelik taşıdığını göstermektedir.

3. Elhan-ı Şita şiirindeki kar temasıyla, Yağmur şiirindeki yağmur teması Ser*vet-i Fünun Döneminde doğanın ve izlenimlerinin tema olarak seçildiğini gös*termektedir.
Ayrıca Tanzimat Dönemi şiirlerinden farklı olarak bireysel temalaı:ın, duyuş ve algılayışın ön planda olduğu görülmektedir.
4. Verilen bentte doğal dil, şairin algılayışla şiir, diline özgü söyleyişlerle, ken*di anlamları dışına taşarak kullanılmıştır.
5. Elhfin-ı Şitfi şiirinde anjamaman özelliği taşıyan mısralar şunlardır: - Eşini gaib eyleyen bir kuş
gibi kar
Geçen eyyam-ı nevbaharı arar
- Kapladı bir derin sükuta yeri karlar Ki hamilşane dem-b e-dem ağlar
- Bir beyaz rişe-i cenah-ı melek gibi kar Seni solgun hadikalarda arar
- Na'şın üstünde şimdi ey mürde Başladı parça parça pervaze karlar
Ki semadan düşer düşer ağlar
- Küçücük, ser-sefid baykuşlar gibi kar Sizi dallarda, lanelerde arar
- Yuvalarda -yetim-i bi-efgan!*Son kalan ma-i tüyleri kovalar karlar Ki havada uçar uçar ağlar
- Destinde ey sema-yı şita til de tildedir Berg-i semen, cenah-ı kebilter, sehab-ter ... Dök ey sema -revan-ı tabiat gunildedir;*Hak-i siyahın üstüne safi şükilfeler!

- Her şahsar şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek!*Bir tüde-i zılal ü siyah-reng ü na-ümid ... Ey dest-i asman-ı şita, durma, durma çek Her şahsarın üstüne bir sütre-i sefid!
- Bir bad-ı hamüşun per-i safında uyuklar Tarzında durur bir aralık, sonra uçarlar.
- Soldan sağa, sağdan sola lerzan ü girizan, Gah uçmada tüyler gibi, gah olmada rizan.
- Ezhar-ı baharın yerine berf-i sefidi, Elhan-ı tuyGrun yerine samt-ı ümidi.
Bu durum şili dilinin nesir diline yaklaştığını göstermektedir.
6. Elhan-ı Şita şiirindeki tabiatla ilgili ifadeler, betimlerneler (tasvirler) yapıla*rak verilmiştir. Bu özellik resim sanatıyla ilişkilendirilebilir. Bu bakımdan şiir par*nasizm akımının özelliklerini yansıtmaktadır.
7. Elhan-ı Şim şürindeki yan anlamlı kelime ve ifadeler:
"Beyaz titreyiş, dumanlı uçuş kalplerin çılgın ezgileri, güvercinlerin şarkıları, derin sessizlik, beyaz melek kanadının saçağı, mavi tüyler, tabiatın ruhu, gölgeler siyahlıklar ve ümitsizlikler yığını, beyaz örtü, emelller gibi yağan kar, hayal gibi koşan kar, sessiz rüzgar, saf kanat, sükut ilahilerinin ezgileri, semanın eli, cömert*liğin eli, kışın eli, kuşların ezgileri, ümit sessizliği."
8. Verilen imgeler Tanzimat Döneminden farklı olarak Servet-i Fünun şairleri*nin eski kalıplardan çok farklı, yeni imge ve tamlama bulma arzularının yansıma*sıdır. Bu imgelerin kullanılma nedeni bireysel duyuş ve düşünüşü en yeni ve fark*lı biçimde yansıtma arzusudur.
9. a. Birinci beyitte karlar emellere ve hayallere benzetilerek teşbih; karın koşması ifadesiyle de teşhis sanatı yapılmıştır.
İkinci beyitte karın uyuklaması ifadesiyle teşhis, rüzgarın kanadı ifadesiy*le istiare sanatı yapılmıştır.
b. Söz sanatları şiirin ahengini sağlamakla birlikte aynı zamanda anlatıl*mak istenenin de daha etkili anlatılmasını sağlamaktadır.
10. Elhan-ı Şita şiirinde anlatılanların herkeste aynı duyguları uyandırması beklenemez. Bu durum edebi metinlerin çok anlamlılığıyla ilgilidir. Edebi metin okurun duygu, zevk, kültür düzeyi, bilgi birikimine göre anlam kazanan bir sanat eseridir.

1 ı. Elhan-ı Şita şiiri döneminin siyasi gerçekliği ile ilişkili değildir, bireysel bir duygunun dile getirilişidir.
12. Elhan-ı Şita şiirindekiler düz yazı ile ifade edilemez. Şiirin düz yazı ile ifa*de edilmesi onun ahenk ve ritim unsurlarının kaybolmasına neden olacağı için şi*irde anlatılanların da tam olarak ifade edilememesine sebep olur.
13. Bkz. Hac Yolunda
Elhan-ı Şita şiiri Türk edebiyatının ahengi, ritmi ve söyleyişi ile nadir eserle*rinden biridir.
Anlama Yorumlama
ı. Servet-i Fünun şiirinde yapı bakımından eski kalıplar yıkılmış, söylenmek is*tenene göre yeni ve eski unsurların bir arada kullanıldığı bir yapı oluşturulmuştur. Tanzimat Döneminde ise yapı bakımından eski nazım şekilleri sürdürülmüştür.
Tanzimat Döneminde toplumsal ve siyasi konular işlenirken Servet-i Fünun Döneminde bireysel konular işlenmiştir.
Tanzimat Döneminde eskiye göre sade bir dil kullanılırken Servet-i Fünun Dö*neminde sanat için sanat anlayışı benimsendiği için ağır bir dil kullanılmıştır.
2. a Tevfik Fikret'in şiirindeki, İstanbul'a bir facialar şehri gibi bakış tarzı, Yahya Kemal'in aynı manzara karşısındaki şiirinde yoktur. Bu, şairlerin ruh hal*lerini gösteren en önemli unsurdur. Hastalıklı bir ruh halinin yansıması olan Sis şi*iri döneminin sosyal ve siyasi şartlarının da bir sonucudur. Yahya Kemal'de ise sosyal ve siyasi şartların olumsuz bir etkisinin olmaması, aynı zamanda ruh hali*nin olgunluğu Siste Söyleniş gibi bir şiiri ortaya çıkarmıştır.
b. Yukarıda da belirtildiği gibi imparatorluğun sosyal ve siyasi durumu, Servet-i Fünun sanatçılarının da psikolojik durumlarını etkilemiş, karamsar ve bedbin bir ruh halinin oluşmasına sebep olmuştur.
3. Servet-i Fünun Döneminin modem Türk şiirinin başlangıcı sayılması, Tan*zimat Dönemindeki yenilik denemelerinin artık olgun ve Batı'yla eşdeğer bir hal almasından dolayıdır.
7.ETKINLIK'
Servet-i Fünun şürinin getirdiği yenilikler ve edebiyatımızdaki yeri konulu bir yazı yanız.

**çme ve Değerlendirme
1. (D) (Y) (Y)
2. .. terza-rima, sone ...
... sembolizm ve pamasizm ... ... bireysel...
3 birinci metin cenap şahabettin
ikinci metin tevfik fikret
4Doğru cevap D seçeneğidir.
5Nazmın nesre yaklaşması, sanat için sanat anlayışının benimsenmesi, yeni kavram ve imgelerin kullanılması, bireysel duyguların öne çıkması, ağır bir dilin kullanılması Servet-i Fünun şiirinin Tanzimat şiirinden ayrılan yönleridir.

180- 210 arası

Sayfa 180


4. OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER
A.Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler


a.Hikaye


Hazırlık
Milli Edebiyat dönemi yazarlarının zihniyetleri ve siyasi görüşleri göz önüne alındığında bu döneme ait hikayelerde milli ve milliyetçi temaların sade bir dille anlatıldığı söylenebilir.


İnceleme


1.Metin:


Sayfa 184


1)-
2)Hikayede anlatılanlar tarihi bir olay üzerine kurulduğu için karşılaşılabilecek olaylar değildir.Hikayenin tarihi bir olayı anlatması evrensel yönünü,Türk tarihine ait bir olayın anlatılması ise yerli yönünü gösterir.
3)Kızıl Elma Neresi adlı hikayedeki Kişiler:
-Kanuni sultan süleyman
-mahmut
-ahmet paşa
-hadım ali paşa
-sokullu mehmet paşa
-haydar paşa
-ayas paşa
-İskender paşa
-Fakih
-Garip
-yeniçeri askeri
-Bostancı


Sayfa 185:


1. Etkinlik= 1. grup : Kızıl Elma Neresi adlı hikayedeki Kişiler olay örgüsüne bağlı olarak yapıyı oluşturan unsurlardır.Bu bakımdan olay örgüsünün birbirine bağlanmasınıda kullanmışlardır.
2. grup :Kişiler olay örgüsü çevresinde bütünlük sağlama bakımından birbiriyle ilişkilidir.


4.a)Yazarın anlattığı kişilerle karşılaşması mümkün değildir.
b)Ömer Seyfettin'in bu kişileri seçmesi milli bir konuyu dönemin zihniyetine uyarak anlatmak istemesidir.
5)Hikayedeki temel çatışma halk-devlet üzerine kurulmuştur.
6)Hikayenin teması , Kızıl Elma'nın neresi olduğudur.Tema ile hikaye adı aynıdır.
7)Hikaye ilahi bakış açısına sahip,herşeyi bilen , olaylardan haberdar olan anlatıcı tarafından anlatılmaktadır.
8)Anlatıcı anlatımda, tasvir ve tahlilde doğal dili,edebi dil haline getirerek kullanmıştır.
9)-
10)Kızıl Elma, türk milleti için fethedilcek son yer ise fetih tarihinin bitmesiyle modern dünya için bilimsel ve teknik alanda varılacak son nokta olarak sayılabilir.
11)Kızıl elma neresi adlı hikayede milli bir konunun işlenmesi,Milli edebiyat döneminin zihniyetiyle ilişkilidir.
12)Kızıl elma neresi adlı hikaye Maupassant tarzı hikayeye göre yazılmıştır. Çünkü yazarın amacı olayı anlatmak , olay üzerine kurmaca bir metin oluşturmaktır.


13)
Ömer Seyfettin (1884-1920) Türk edebiyatının en çok okunan hikaye yazarıdır. Asker ve öğretmendir. Türk kısa hikayeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne çok sayıda eser sığdırmıştır. En tanınan eseri "Kaşağı" isimli öyküsüdür.

1884 yılında Gönen'de (Balıkesir) doğdu. Hatko Çerkezlerindendir. İyi derecede Adige dili konuşurdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Bey'le, Fatma Hanım'ın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Bey'in görevinin nakli dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi.

Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanî'ye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesi'ne kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsi'ne devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu.

Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordu'nun İzmir Redif Tümeni'ne bağlı Kuşadası Redif Taburu'na tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okulu'na öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçü'den ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı.

Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Ordu'da görevlendiridi. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncu'nun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemler'e çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı.

Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşı'nın başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatması'nda esir düştü. Nafliyon'da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdu'nda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı.

Ömer Seyfettin 1913'te esareti bitince İstanbul'a döndü. 23 Ocak 1913'te Enver Paşa'nın organize ettiği Babıali Baskını'na katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisi'nde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü.

1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Bey'in kızı Calibe Hanım'la evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü.

1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikaye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü.

Hastalığı 25 Şubat 1920'de artınca yazar, 4 Mart'ta hastahaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı'na defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Asri Mezarlığı'na nakledildi.

En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikayelerinİ içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basılmıştır ve bu hikayeler günümüzde de okunmaktadır



2. Metin

Sayfa 191

1)-
2)Hikayede anlatılanlar günlük hayatta karşılaşılabilecek türden ,sosyal gerçekliği olan olaylardır.işçilerin kötü şartlarda çalıştırılması konusu hikayenin evrensel,hikayedeki olayların Bursada yaşanması ve bursanın yaşantısından sahneler sunması ise yerli yönünü gösterir.
3)Karakter/Tip Tablosu :

Karakterin tipin en belirgin özelliği nedir?
Hasip Efendi:vicdanına hükmedemeyen birisi
Fotika:çaresiz
Papaz:şefkatli
Saatçizade Hidayet Bey:acımasız

Karakter tip olaylar karşısında nasıl bir tavır sergilemektedir?
Hasip Efendi:vicdanını sorgulamakta
Fotika:çaresizdir.
Papaz:vicadanen rahatsızdır.
Saatçizade Hidayet Bey:umursamazdır.

Sosyal ortam ve çevre bu karakteri tipi nasıl etkilemiştir?
Hasip Efendi:vicdanına söz geçirememesine neden olmuştur.
Fotika:ölümüne sebep olmuştur.
Papaz:vicdanlı olması yönüyle etkilemiştir.
Saatçizade Hidayet Bey:umursamaz, rüşvetçi olmasıyla etkilemiştir.

Bu karakterin tipin diğer karakterler üzerinde etkisi var mıdır?
Hasip Efendi:var
Fotika:var
Papaz:yok
Saatçizade Hidayet Bey:var

Sizce gerçek hayatta bu karakter tip gibi davranan biri olabilir mi?
Hasip Efendilabilir
Fotikalabilir
Papazlabilir
Saatçizade Hidayet Beylabilir

4)yazarın yaşadığı dönem itibariyle anlattığı kişilerle karşılaşması mümkündür.yazarın hikayesinde bu kişileri seçmesi,topluma ve toplumsal konulara yöneldiğini gösterir.
5)Temel çatışma maddiyat-maneviyat üzerine kurulmuştur.hikayedeki tema ise vicdan muhasebesidir.hikayenin teması ile hikayenin adı ,vicdan muhasebesine kaynaklık eden hakk-ı sükuttur.
6)ipekböcekçiliği ve işçiliği ön plana çıkarılmıştır.bu durum anadolunu işçi manzarasını gözler önüne sermektedir.

Sayfa 192:

7)yazar anlatımda, tasvirde ve tahlilde , dile sözcükleri kendi anlamları dışında kullanıp, mecaz ve benzetmeler yeni değerler yüklemektedir.
8)hakkı süküt adlı hikaye yazıldığı dönemdeki fabrika ve işçi manzarasını sergilemektedir.
9)Metinde anlatılanlar aradan geçen zaman rağmen aynı şekilde yaşanabilcek olaylar olarak karşımıza çıkmaktadır.
10)Hakkı sükut adlı hikaye olaylar üzerine kurulu olması , durum hikayesine göre daha uzun bir zamanda yaşanması,kişi kadrosunun kalabalıklığı nedeniye maupassant tarzı hikayeye örnektir.



Anlama Ve Yorumlama :

1)Milli Edebiyat dönemi hikayelerinde milli ve toplumsal konular,sade bir dille ve mauppassant tarzı hikaye çeşidiyle kaleme alınmıştır.
2)servetifunun dönemi hikayesinde işlenen bireysel temalar,milli edebiyat döneminde yerini konuşma dili ve halk söyleyişlerinin yer aldığı sade bir dile bırakmıştır.Milli edebiyat dönemi hikayeleri tarihi bir işlevede sahiptir

Ö.lçme Ve değerlendirme:
1)-realizm
-refik halit karay
-memleket hakiayeleri
2)D
3)E

Sayfa 194

b.Roman

Hazırlık

1)
2)Milli edebiyat dönemi romanları , adındanda anlaşılacağı üzere milli konuları işlemişlerdir.Devletin içinde bulunduğu felaket ortamı bu düşüncelerin ön planda olmasının sebebidir.

Sayfa 197 :
1)Ateşten gömlek adlı romanından alınan metin ,romanın serim bölümüne aittir.Romanın teması ilede yemaya hazırlık olması bakımından ilişkilidir.
2)romandaki olaylar, olayların sırası ,kişiler, tasvirler , ele alınan tarihsel süreçten farklıdır.bu olay örgüsünün kurmaca olmasından kaynaklanmaktadır.
3)-
4)romandaki olay örgüsünün aynı konuyu işleyen tarih alanındaki bir eserden farkılık göstermesi,romanını kurmaca gerçekliğe sahip olmasıdır.
5)-
Sayfa 198

6)Karakter çözümleme tablosu :

Karakterin tipin en belirgin özelliği nedir?
İhsan:vatansever
Ayşe:vatansever
Peyami:vatansever

Karakterin tipin romandaki hangi davranışı karakterini en iyi ifade eder?
hepsine fedakarlık yazın

Karakter tip olaylar karşısında nasıl bir tavır takınmaktadır?
hepsine güçlüklere göğüs germekte yazın...

Bu karakter tipin diğer karakterler üzerinde etkisi var mı?
hepsine var yazın...

Sizce gerçek hayatta bu romandaki karakter tip gibi davranan olabilir mi?
hepsine olabilir yazın.....

7)romandaki kişiler toplumun farklı kesiminden seçilmiştir.
8)Romadnaki kahramanlarınSaime hanım doğu batı ikilemini yansıtmaktadır.
diğer kahramanlardada milli yönler ön plandadır.
9)Metindeki kişilerin zamanın,olayların değiştirilmesi mümkün değildir.bu metnin yapı unsurları arasındaki bozulmaz bütünlükten kaynaklanmaktadır.
10)metindeki zaman ile metnin yazıldığı dönem arasında milli bir konuyu işlemesi açısından bir ilişki söz konusudur.
11)ataşten gömlek romanının konusu olan milli mücadele ile romanın adı yaşananlar göz önünde bulundurulsa bir ilişki vardır.



sAYFA 199.

12)yazar tarihi bir gerçekliği, sanat eserinin konuyu ele alış tarzına uyarak kurmaca gerçeklik haline getirmiştir.
13)Metin herşeyi bilen, olaylara hakim ihali bakış açısı tarafından anlatılmıştır.
14)yazar kişi ve mekan tasvirlerinde,ve olayları tahlilde dile yüklediği yeni değerlerle edebi dil oluşturmuştur.
15)Verilen şema,olayların belirli kişiler tarafından belirli zamanda ve mekanlarda yaşandığını bu unsurların birbiriyle uyumlu bir bütünlük gösterdiğini ifade etmektedir.
16)metnin yazıldığı dönemin milli ve milliyetçi anlayışına uygun olark kaleme alınmıştır.

2. Etkinlik:
1. grup= türk edebiyatında roman geleneğine bağlıdır.
2.grup = türk edebiyatında kurtuluş savaşının tanığı olan bir yazar tarafından kurmacanın sınırları içinde anlatılmış olması nedeniyle önemlidir.

17)Realizm etkisinde yazılmıştır.
18)romanın dönemdeki diğer romanlarla ortak noktası, milli değerlerin,toplumun savaş karşısındaki durumunun işlenmesi
bakımından ortak noktalar vardır.
19HALİDE EDİP ADIVAR


--------------------------------------------------------------------------------


1882'de İstanbul’da doğdu. 9 Ocak 1964’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1901'de Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde mezun
oldu. Öğretmenleri arasında Rıza Tevfik Bölükbaşı ile sonradan evlendiği ve ilk kocası olan Salih Zeki de vardı. İlk
yazıları "Halide Salih" takma adıyla Tanin gazetesinde yayınlandı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek
bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma
fırsatını verdi. Gericilerin tepkisinden çekindiği için 31 Mart Olayı’nda çocuklarıyla birlikte Mısır’a gitti. Ayaklanmanın
bastırılmasından sonra yurda döndü. 1909'dan sonra öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Kadınların toplumsal yaşama katılması ve
eğitilmesi için çalışan Teâli-i Nisvan Cemiyeti’ni kurdu. 1912’de kurulan Türk Ocağı’na katıldı. 1919'da Wilson Prensipleri
Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı. Aynı yıl İzmir'in Yunan ordusu tarafından işgal edilmesini protesto için
Sultanahmet Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı etkili konuşma büyük yankı uyandırdı. Hakkında soruşturma açılınca,
1917'de evlendiği ikinci eşi Adnan Adıvar birlikte Anadolu'ya geçerek Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Çeşitli cepheleri
dolaştı, Mehmetçiklere moral ve destek verdi. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi.

Savaş sürerken Atatürk ile siyasi görüş ayrılığına düştü. 1917’de Adnan Adıvar ile birlikte yurtdışına çıktı. Fransa
ve İngiltere’de yaşadı. Amerika’da Columbia Üniversitesi, Hindistan’da Delhi İslam Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi
olarak dersler verdi. 1939’da Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Filolojisi Kürsüsü Başkanı
oldu. 1950’de milletvekili seçildi. 4 yıl sonra tekrar üniversiteye döndü. **ümüne kadar kürsü başkanlığı görevini
sürdürdü. 1910'da yayınlanan ilk romanı "Seviye Talip" ile 1911'de yayınlanan ilk öykü kitabı "Harap Mabetler" edebiyat
çevrelerinde ilgiyle karşılandı. Romanlarının kadınları, Batılı bir anlayışla idealize edilmiş, güçlü ve kültürlü kadınlardı.
Kahramanlarının kişiliklerine, ruh yapılarına ve davranışlarına önem vererek bu özelliğiyle Türk romanında yeni
bir adım attı. Kurtuluş Savaşı döneminde ulusçu, milli duyguları öne çıkaran roman ve öyküler kaleme aldı. "Yeni
Turan", ""Ateşten Gömlek" ve "Vurun *****ye" bu dönemin eserleridir. En tanınmış romanı "Sinekli Bakkal" yazarlığında olgunluk dönemini gösterir. Bu romanda Sinekli Bakkal mahallesinde yaşayan insanlar, aydınlar ve saray çevresi gibi 2'nci Abdülhamit döneminin farklı toplum kesimleri canlandırılır. Bu romanın yazıldığı yıllarda Türkiye bağımsız ve Batı yanlısı bir ülke olmayı tercih etmişti. Bir yandan da Tanzimattan beri süren
Batı-Doğu çatışmasından kurtulamamıştı. Halide Edip, "Sinekli Bakkal"da Doğu'nun değerlerini bulup çıkarmak, Batı'
nın karşısına koymak amacındadır. Roman "roman yanıyla zayıf olmakla" eleştirildi. Halide Edip'in ingilizce yazılmış
incelemeleri de var.


--------------------------------------------------------------------------------


ESERLERİ

ROMAN:
Heyula (1908)
Raik’in Annesi (1909)
Seviye Talip (1910)
Handan (1912)
Yeni Turan (1912)
Son Eseri (1913)
M

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !